Fenerbahçe Spor Kulübü Star Gazetesi’ndeki bir haber için aşağıdaki yalanlamayı yayınladı:
Bugünkü Star Gazetesi’nde kulübümüzle ’söz kestiği’ iddia edilen Kamerunlu oyuncu Eto’o'nun Başkanımız Sayın Aziz Yıldırım ile transferinin detaylarını konuştuğu ve İstanbul Kanlıca’da ev baktığı şeklinde bir haber yer almaktadır.
Söz konusu haber ve haberin devamında yazılan; Eto’o'nun temsilcilerinin tesislerimizi inceledikleri, bu oyuncu için yönetimin bir zirve yapacağı şeklindeki detaylar da yalandır.
Fortis Türkiye Kupası çeyrek final maçında taraftarlara görülmemiş işkence.
Vatan gazetesinin haberine göre: “Fenerbahçe-Galatasaray derbisinde ’taraftar taraftar olalı böyle çile çekmedi’ dedirten bir ’polis işkencesi’yaşandığı ortaya çıktı.
FORTİS Türkiye Kupası çeyrek final maçında geçen hafta karşı karşıya gelen Fenerbahçe-Galatasaray derbisinde ’taraftar taraftar olalı böyle çile çekmedi’dedirten bir ’polis işkencesi’yaşandığı ortaya çıktı. Ancak ’işkence’ye maruz kalanlar, Fenerbahçe Stadı’ndaki taraftarlar değil; maç öncesi olay çıkartıp, polis tarafından aynı nezarethaneye konulan bir grup Fenerli-Cimbomlu fanatik…
İtiraf com’a yazılınca ortaya çıktı
Tarihe geçecek komik işkence itiraf.com’a yazılan bir itirafla kayda geçti. Manitoba rumuzuyla siteye yazan kişi, Cimbom fanatiği arkadaşının ’maç kaç kaç bitti?’sorusuyla Türk polisinin işkence konusunda nasıl devrim yaptığını öğrendiğini söylüyor. İşte o işkence: Haftasonu oynanan F.Bahçe-G.Saray maçı öncesi birkaç küçük sorun sebebiyle karakola alınan ve maç boyunca karakolda tutulan arkadaşımın anlattıklarını size aktarmak ve herkesi yepyeni bir işkence tekniğiyle tanıştırmak istedim. Fenerli, Cimbomlu ayrımı yapılmadan aynı nezarete kapatılanların önce saat, telefon ve kimliklerine el konulmuş.
Fanatikleri çıldırtan çığlıklar
O sırada maçın başlamasını bahane eden bütün polisler ortadan kaybolmuş. Aradan 10 dakika geçmeden içeriden ‘Goool!’ çığlıkları yükselmiş. Tabii nezarethanedekiler parmaklıklara yapışıp ’Kim attı? Kim attı?’diye bağırmaya başlamış. Cevap veren olmamış. 10-15 dakika geçmiş ortalık yine ’Goooll!’ nidalarıyla yıkılmış. Nezarettekiler çıldırmış tabii. ’Abi Allah rızası için kim attı söyleyin’diye yalvaranlar olmuş. Yine cevap verilmemiş. Bu durum gollerin sayısı beşi buluncaya kadar sürmüş. Gol sesleri hep aynı polislerden çıkınca içerdekiler 5 golü de aynı takımın attığını düşünmüş. G.Saraylı arkadaşım düşünmeye başlamış, “Biz Kadıköy’de Fener’e beş atabilir miyiz? Sanmam. Öyleyse golleri biz yedik’diyerek içleri içlerini yemiş. Hatta paranoyadan birbirlerine saldırma noktasına gelmişler. Bazıları kendileri-ni iyice kaybetmiş, ’Kaç kaç lan bu maç?’diye başlarını parmaklıklara vuruyorlarmış. İçlerindeki şüphe hepsini öldürüyormuş. Nihayet işkence hakemin düdüğüyle birlikte sona ermiş. Polisler gelip arkadaşımı ve diğerlerini serbest bırakmış. Çıkar çıkmaz aradı arkadaşım ve skoru sordu. ‘0-0’ dedim. Cevabı duyunca kendinden geçti. Her ne kadar arkadaşıma çok üzülsem de polise hayran kaldım. Hem işe de yaramış. Arkadaşım bir daha maç öncesi en ufak tartışmaya karışmamaya yeminli.”
Hürriyet’in Haberi:
Yıllara göre şampiyon takımların isimlerinin yazıldığı UEFA ve Süper Kupa kürsülerinde, 2000 yılında Galatasaray yerine ‘Galatazaray’ yazılması, özellikle bölgede yaşayan Türklerin eleştirilerine neden oldu. Tepki gören yetkililer, söz konusu yanlışlığın en kısa zamanda düzeltileceğini söyledi.
İnsan acaba bu işte Ali Şen’in mi parmağı var diye düşünüyor… Fenerbahze, Galatazaraaay
Zico yine görevinin ne olduğunu şaşırmış; bakın ne diyor:
Brezilyalı hoca, idman öncesi düzenlediği basın toplantısında ise şöyle konuştu: “İnter’in gruptan çıkma şansı yüzde 50. Diğer 3 takım da yüzde 50’yi paylaşıyor. Genç-yaşlı fark etmez, İnter forması giyen her oyuncu kalitelidir. Bizim kadromuzda da kaliteli oyuncular var. Dünyanın en iyi forvetlerinden biri olan Adriano’nun oynamaması avantajımız. Eğer Fenerbahçe bir gün Capello’yu getirebilirse, çok büyük bir iş başarmış demektir. O, dünyanın en iyi teknik direktörlerinden.”
Bu ne şimdi? Capello’yu getirse süper olur demek taraftara düşmez mi? Bari adama Ersun Yanal’ı falan sorsunlar… Acaba ne der.
Milliyet’in “Terbiye yoksunu bir sporcu daha” başlığıyla verdiği habere göre;
Fenerbahçe’nin Ganalı oyuncusu Appiah dün yanında eşi dışında bir kadın ile Nişantaşı’na alışveriş merkezine giderken görüldü. Appiah, kendisini görüntülemek isteyen gazetecileri fark edince yanındaki kadını alışveriş merkezinin arka kapısından çıkararak taksiye bindirdi. Appiah daha sonra kendi aracına geçti ve gazetecilere çirkin el hareketi yapıp (yanda) İngilizce küfür etti. Appiah’ın bu fotoğrafı bugünkü POSTA gazetesinde yayınlandı…
Başka sporcularımızdan da benzer hareketleri bekliyoruz!
Türk basınının her şeye hakkı vardır! Yalan transfer haberleri yazabilir… Hayatında lise takımı bile yönetmemiş adamların sözüyle teknik direktörleri kovdurabilir, futbolcuların hayatını karartabilir. UEFA Kupası, Dünya üçüncülüğü kazanmış kadrolara en küçük başarısızlıkta illallah dedirtir, burnundan getirir. Atıp tutmak serbesttir. Ne uzman, ne haklı, ne dürüst, ne namuslu olmaya gerek duymaz… Yeri gelir federasyona yalakalık eder, yeri gelir federasyonla takışan büyük kulüplere… Bununla da kalmaz, özel yaşamına kadar insanları didik didik eder, yargılar, çamur atar, iz bırakır. Hele spor yazarları tapılası gurulardır. Sözlerinin üstüne söz yoktur. Herkese ders verirler, kendilerine hiçbir şey söylenemez. Lafla peynir gemisi yürütürler. Milli maçı yorumlardan, “Aa çok ilginç oldu… Aa” gibi yorumlarla uzmanlıklarını sergilerler. İki lafı bir araya getirmeye çalışırlar; televizyona çıkar, birbirlerine “..benin ..mı” derler, affederiz. Seyretmedikleri maçın yorumunu yaparlar. Yılda bir milyon transfer haberi basarlar… Sonra da kendilerine gerekli yanıtı sahada, gani gani veren Emre Belözoğlu’nu mahkum etmeye çalışırlar… Yok özür dilesinmiş, yok çok ayıpmış, yok böyle sporcu olmazmış…
Buyrun kardeşim; böyle basına böyle muamele. Helal olsun Emre! Ellerin dert görmesin! Bu hareketi biz, yüz gol değerinde sayıyoruz!
Ardahan: 1. amatör kümede mücadele eden Ardahanspor, Senegal’den iki forvet oyuncusu ile mukavele imzaladı. Basın toplantısında tercüman olmayınca, Senegalli futbolcularla el kol hareketleriyle iletişim kuruldu.
Farketmez ama… Nasıl olsa futbolun dili evrenseldir!
FB’nin önelemede karşılaşacağı Anderlercht takımının psikologu takımı bırakmış. Kararını takımın sitesinden açıklarken, çalıştığı süre içinde Anderlecht’in başarılarında büyük katkısı bulunduğunu belirten psikolog, habere göre adının açıklanmasını istememiş. Psikologun eksikliği takım için ciddi bir sorun olmalı ki, hemen yeni bir psikolog arayışı içine girilmiş. Ne dersiniz, moralman çökmüş bir Anderlecht karşısında Fenerbahçe’nin şansı daha da artar mı?
Bir MARKA olan Roberto Carlos, Türkiye’ye geldiğinden beri aşırıya kaçacak şekilde taltif edilmiyor mu? Anımsarsanız Doğuş Oto, ünlü solbek oyuncusuna bir A8 armağan etmişti. Volvo da geri kalmamış, yüzbin avroluk, 34 RC 001 plakalı bir aracı Roberto Carlos’a hibe etmiş. MARKAya ne kadar aç insanlar varmış aramızda… Tanınmış bir futbolcuya otomobil armağan ederek gündeme gelmeye çalışan MARKAlar biraz gözden düşmedi mi böylece? Acaba, diye düşünüyorum, Fenerbahçe sözleşmeye, Roberto Carlos’un alacağı armağanlarla ilgili de bir madde koydursa mıymış? Çünkü bu rakamlarla başka transferler de yapabilir.
Sabah’ın haberi için tıklayın.
FB-BJK arasında oynanan Süper Kupa finalini izleyenler bilir. Fenerbahçe 2-1 galip duruma geçtikten sonra, maçın 86 ya da 87. dakikasında, BJK kaptanı İbrahim Üzülmez, sakatlanarak ya da sakatlanmış numarasıyla yere oturan Kezman’ı tekmeleriyle ayağa kaldırmaya çalıştı. Haliyle kırmızı kart gördü. Daha kötüsü de olabilirdi; çünkü oturan bir adamı futbol sahası dışında tekmelemeye kalkarsanız soluğu karakolda alırsınız. Hani hakem oyunu durdurmuş, BJK’nin atağını kesmiş olsa Üzülmez’in kızgınlığı anlaşılabilir… Ama top BJK’de, Fenerbahçe’den bir oyuncu öyle ya da böyle düşmüş, atağın devam ediyor, sen gidip yerde yatan adamı döverek kırmızı kart görüyorsun. Ayrıca maç boyunca, dudaklarından “mnkdmn” harfleri okunuyor. Sonra da bu haberde olduğu gibi fair-play anlayışını savunuyorsun… Üzgünüz İbrahim Üzülmez!