Ajda Pekkan ile kardeşi Semiramis Pekkan, İsviçre’deki bir sağlık merkezinde bakımdan geçecek! İki kardeş üç gün kalacakları merkeze kişi başı 11 bin dolar ödeyecek..CENEVRE GÖLÜ KIYISINDA
‘Yıllarca Genç Kalır’ sloganının kullanıldığı bir boya reklamıyla gündemde olan Ajda Pekkan daha da genç kalmak için İsviçre’ye gidiyor! Pekkan, 3-6 Nisan tarihleri arasında kardeşi Semiramis Pekkan ile birlikte Cenevre Gölü kıyısındaki 5 yıldızlı Royal Plaza Otel’in içinde yer alan dünyanın en ünlü güzellik merkezlerinden ‘Health Center Clinique Lemana’da ‘hücrelerini yenileyecek!’

KLİNİKTE BOTOKS DA VAR!
Pekkan kardeşler, üç günlük terapi için kişi başı 11 bin dolar ödeyecek. ‘Cellvital therapy’ (Hücre yenileme terapisi) adlı bir program uygulayan kliniğin 50 yaş üzeri müşterileri için sloganı “Hayatınıza yeni yıllar ekleyeceğimizi düşünmüyoruz ama o yıllara kalite ekleyeceğiz!” Klinikte botokstan varis tedavisine kadar birçok hizmet sunuluyor.
Dün bütün basın camiası olarak hüzünle dolduk ve boşaldık. Çok sevdiğimiz magazin ekmeğimiz Bülent Ersoy’un 20 günlük kocası başka bir hanımefendiyle bir mekanda (hey gidi Baktin) görüntülendi. Bu ihanet belgesi transseksüel de olsa bir kadına yapılır mı? Elbette hayır ve bir kadının ünlü de olsa bu derece herhangi bir şekilde sömürülmesine all men feminist club (bildiğin kıllı feminist erkekler kulübü) olarak bir stance (duruş) oluşturmamız gerekiyordu. Bu yüzden de Hepimiz Bülent Ersoy’uz başlıklı bir kampanya yapmaya karar verdik. Öncelikli hedefimiz transseksüel dayanışmasını sağlamak olacak. Siyasi veya sivil bir oluşum kurarak örgütlü transseksüellerin başına Bülent Ersoy’u getirmek öncelikli hedeflerimiz arasında.
Bu haberden kıssa şudur ki marjinalize hayat marjinal olan yerini korumaktadır. Oysaki her türlü hayatın normalleşme eğilimi gösterdiği günümüzde (o kadar çok şey oluyor ki günümüzde, bu niye olmasın) transseksüel bir kadının evlliliğinin ardından kocasının onu aldatması normal karşılanıyor. hurriyet.com.tr’nin anketine göre Bülent hanım kocasını affetsin diyenlerin oranı yüzde 40. Böyle bir hayvanlık olur mu? Çünkü Ahmet’le Ayşe’nin evliliğinin 20′nci gününde vuku bulacak benzer bir olay yüzde 99 (müslümanlar hariç) oranında affedilemez olacaktır.
Bir takside Orhan Gencebay’a küfreden eski bir hayranı kendisini dönmeyle program yapmakla suçluyordu. Ardından bunu küresel ısınmaya ve dünyanın sonunun geldiğine bağladı ama ben akıl sağlığından şüphe etmiyorum bu araba kullanma ehliyeti sahibi kişinin.
"Beyaz Türk" lafının bir reklam filminde, bir skeçte ya da bir sinema eserinde, bir operada, romanda kullanılabilecek en zırva hali Hürriyet’in 19 Temmuz’dan itibaren ekranlarımızda döndürdüğü “şey”de ortaya çıktı. Medyamız kendi uydurduğu kavramların altına kurgu cennetleri ve reklam cinnetleri sığdırmayı başarıyor, hele Hürriyet. Denize donla girenler bu ailedeki hangi eleman, ben daha çok futbol meraklısından şüpheleniyorum.
Reklam hakkında söyleyebileceğimiz birçok şey olabilir. Örneğin sofra konusu, orası sofra değil, ramazan ayı coca-cola reklamının düzeneği. Bu insanlar bizi temsil etmiyor, bizimle dalga geçiyorlar. Sofra, masa değildir. Masanın etrafındaki insanlar da değildir, çekirdek aile hiç değildir. “Sofra da sofraymış ha!” diyesi geliyor insanın. Bir arada yaşaya katlanan bireyler toplamına da aile demiyoruz. Bambaşka hayatların böyle bir çeşit “campaign”i genelde burjuvalarda, büyük zengin aristokrat ailelerde mevcuttur, idealler=para ise. Ya bir cinayet romanında toparlanırlar böyle ya da miras açıklanacağı zaman.. Niyetlerle kısmetler ve kasıtların öyle veya böyle gösterilip, arkasından konuşulduğu bir şey olarak reklamcılık size şu lafları ettirebilir:
“Mesela filmde başörtülü bir kadın da oynayabilirdi. Bunu çok düşündüm ama sonra film tamamen onun üstüne kurulu olacaktı.”
Hadi ya? Yapsaydın ya? Yapsaydınız, yiyorsa elbet. Biz bir aile ya da mozaik falan değiliz. Bir arada yaşamamız da “ortak paydada buluşmak” gibi konformist bir söyleme dayanmıyor. Bu reklam herhalde gördüğüm, en kötü Türk Ailesi kurgusudur.
Türkiye’de yine idam edebiyatıyla oy avcılığı yapılıyor. Aşağıdaki “Asamadın… Asamadın…” nidaları yerine siyasilerimize ip atlamayı öneriyoruz; biraz stres alır, öyle değil mi?
Yakınlarda Türkiye ile Yunanistan arasında kick-box turnuvası gibi bir şey düzenlenmiş. Tam ne düzenlenmiş, ben de bilemedim; anladığım kadarıyla birerli eşleşip kavga etmişler… Kick-box denen sporun acımasızlığı su götürmez. İki adam, kelimenin tam anlamıyla tekme tokat birbirine giriyor. Yalnız bu sefer bizim Türkler biraz şirazeyi kaçırmış… Galiba Aurelio’nun milli takıma kazandırılmasından da ilham alarak Yeni Zelandalı siyahi bir dövüşçüyü de takımlarına almışlar. O da yüzümüzü kara çıkarmamış. Hele galibiyetle bitirdiği karşılaşmadan sonra Rober Hatemo ezgileriyle bir raksedişi var ki…
Sabah saatlerindeki canlı yayın programlarının vazgeçilmezi haline gelen ekran gaflarına Seda Sayan’ın katkısı tartışılmaz. Programı arayan Mustafa adlı bir seyirci ile arasında geçen diyalog akıllara ziyan! Bu haberin devamını oku »
Hatırla Sevgili dizisinin 60′lı ya da 70′li yıllarda geçtiğini sandığım 31. bölümünde şöyle bir olay oldu. Deniz diye sol görüşlü bir karakter bir miting sırasında karşıt görüşlü (muhtemelen radikal dinci ya da milliyetçi) biri tarafından bıçaklandı. Buraya kadar şaşırtan hiçbir şey yok; ancak Deniz’in düştüğü sahnede çalan müziği bir dinleyelim. Evet, Nancy Sinatra’dan geliyor: Bang Bang!