Köşe yazarlarını oldum olası sıkıcı bulmuşumdur. Geçmişte, edebiyatın içinden gelmiş kimselerin gazetelerde köşe yazması gibi bir durum varken bile yüzeysel kalmışlardır. Dahası, her köşe yazarının, sınırları belli bir rolü vardır. Kimin hangi konuda ne yazabileceği üç aşağı beş yukarı bellidir. Yazdıkları konularda da derinlemesine bir şey pek sunmazlar. Biliyorum; aralarından bazıları bayağı entel görünmeyi başarıyor.

Taha Akyol da bir köşe yazarı;
http://www.milliyet.com.tr/2007/08/08/yazar/akyol.html
adresindeki yazısında THY grevinin yanlışlığından söz ediyor, yazısını da şöyle bitiriyor:

Hangi sendikacılık?
Türkiye ‘militan sendikacılık’ anlayışını 12 Eylül öncesinde DİSK’le yaşadı.
İktidarlar DİSK’i KİT’lere sokmadıkları için KİT’lerde Türk-İş örgütlenmişti.
DİSK’in örgütlenebileceği alan özel sektördü ve DİSK’in “sınıf savaşı” ruhuna da uygun düşüyordu. DİSK “uzlaşmaz sınıf sendikacılığı” diyerek uzun, tahripkâr grevler yapıyordu o zaman.
Ama bugün DİSK, Türkiye’nin en rasyonel ve verimli çalışan sendikalarından biridir. Bir özel sektör firmasında DİSK’in grev yapıp eskisi gibi işyerine zarar verdiğini gören var mı?
Şimdi grevleri, iş yavaşlatmaları KİT’lerde ’sağcı’ Türk-İş yapıyor! O da giderek azalıyor.
Eskiden kol gücü için bir hak arama kurumu olan grev, teknik ve büro hizmetlerinin öne geçtiği çağımızda artık sahibine zarar veren demode bir silahtır. Tipik örnek 1995′teki Havaş grevidir…
Sendika, Havaş’ta grev kararı alacağını ama grev uygulaması yapmayacağını söylemişti! Halbuki 128 gün grev yaptı! Buna para matbaası olsa dayanamazdı…
Mecburen Havaş satıldı, çökertilmiş bir işletme olduğu için çok sayıda eleman işten çıkarıldı!
Çağımızın acımasız yarış ortamında THY çalışanlarının kendi ayağına kurşun sıkmayacağından eminim.

Literatürde Taha Akyol’a grev kırıcı deniyor. Bu da pek matah bir sıfat sayılmaz. Grev kırıcı sayılmaktan memnun olanlar varsa da bununla gurur duyanlar olacağını pek sanmıyorum. THY çalışanlarının olası grev kararının yanlış olacağını iddia etmek bir şeydir. Ama Akyol düpedüz öğüt vermeye kalkıyor. Hem de bunu ateşli bir vaizin tehditçi retoriğiyle yapmaya kalkıyor; “Bakın Havaş’ın başına neler geldi, kendi bacağınıza kurşun sıkmayın ha!” şeklinde konuşuyor. Akyol, önce yazdığı gazetenin de ait olduğu grubun yüzlerce gazeteciyi neden, nasıl işsiz bıraktığını açıklamalıdır.
 


Yorumlar

  1. 1
    fe // Agu 8th, 2007 at 10:03

    12 Eylül tarihini koyduktan sonra, DİSK’in “tahripkar” grevlerini günümüzde terk etmiş olmasını salt demodelikle açıklamak, tarihe fazla yüzeysel bir şekilde yaklaşmaktır. Taha Akyol’un yazılarına sinen “abice uyarı” retoriği, burda da kendini gösteriyor.

  2. 2
    Orhan Aksoy // Agu 9th, 2007 at 8:46

    Grev kırıcılığa Güneri Civaoğlu da destek vermiş:

    Turizmde yüksek sezon. THY ve diğer uçaklar günler öncesinden dolu. İşte tam bu sırada “grev” olasılığı gündeme gülle gibi düştü.
    THY gerçekten hızla büyüdü. Filosunu, gelirini, kârını katladı. “En”lerin ligine girdi.
    Bunda, yönetimin yanı sıra elbette çalışanların da katkısı teslim edilmeli.
    Yönetim ve çalışanlar, bu güzel olayı taçlandıran bir anlaşma yapıp Türkiye turizmi için şu süreçte önemli misyonu sürdürmeliler.
    İki tarafın da bir uzlaşma çizgisinde buluşmaları dileğiyle…

    Çalışan işten çıkarıldığında bu işin gereğidir; ama pazarlığa girişti mi, “misyon” adına vazgeçmesi istenir…

  3. 3
    Serkan Işın // Agu 9th, 2007 at 8:24

Yorum bırakın