Hababam sınıfının hangi filminde bilmiyorum; yenilik karşıtı bir edebiyat öğretmeni vardır. Sadece Divan şiirini değer olarak kabul eder; biraz da aşırıya kaçırılarak gülünçleştirilen bu tipin sözlerini öğrenciler anlamaz ya da anlamazdan gelir. Ahmet Turan’ın da bu eski-kafalı tipine benzeyen yanları var. İroniden nasibini almamış her vasat yazar gibi çapraz alıntılarla ve ayağa düşmüş zeka gösterileriyle karşımıza çıkıyor. Son yazısında, pek de önem vermediğini söylediği Emin Çölaşan’ın, Hürriyet Gazetesi’nde işine son verilmesi konusunu tiye almış. Ama Ahmet Turan da “ti” olmadığı için şöyle şeyler diyor;

Dedikodu iştah açıcıdır; hele başkalarının üzüntüsü veya felâketi evirip çevirilmekteyse biz insanlar bundan mutluluk hormonu bile imbiklemeyi beceririz. Halbuki Ragıp Paşa buyurmuştur ki, “Mürüvvetmend olan nâkâmî-i düşmenle kâm almaz”. Dedelerinin konuştuğu Türkçe’ye İngilizce’ye gösterdikleri hatırnazlığı esirgeyen genç okuyucu nesli için tercüme edersek şöyle diyor Ragıp Paşa: “Yüksek insanlık vasıfları taşıyan birisi, sevmediklerinin talihsizliğinden mutluluk hissesi çıkarmaz”. Tercüme dedik ya, sebepsiz değil; mânâ itibariyle üç aşağı beş yukarı birbirine denk olsa bile mısrâın aslı ile açıklaması arasında mühim bir idrak ve zevk farkı var. 

Şimdi yukarıdaki satırlardan özünde şu anlaşılıyor; sevmediğim bir insanın işleri kötü gitti diye sevinemem. Öyle lafı uzatıyor… Daha doğrusu güzel Türkçe’sinin tadını doyasıya çıkarabilmemiz için gereksiz sözcükler kullanmaktan çekinmiyor. Aslında yazısında Ahmet Turan’ın pek de keyiflendiğini anlamamak mümkün değil; bu kadarı beni rahatsız etmiyor, şu satırlara gelince:

Bütün varoluş sebebini yazmak üzerine kuran birisi yoktur, olamaz; böyle bir inanç budalalıktır. Ara sıra “yazmazsam ölecektim” diye garip bir tarzda şişinenleri duyarız. Böylesi ölüm tehlikelerinden kurtulmanın yolu kolaydır; bir bakkala gidilir, defter ve kalem alınır, yazılır ve ölümden kurtulmuş olunur.

Ara sıra yazmazsam ölecektim diye garip bir tarzda şişinenleri duyarmış… O şişinenler arasında Sait Faik’in de olduğunu galiba Ahmet Turan unutuyor, ya da umursamıyor. Böylesi ölüm tehliklerinden kurtulmak kolaymış; bir bakkaldan defter kalem alınır, yazılırmış… İşte Ahmet Turan’ın ironiden anladığı böyle bir şey olmalı. Emin Çölaşan’a iş bıraktırıldı diye seviniyor; bunu anladık… Pekiyi Sait Faik’ten ne istiyorsun adam? Kötü esprilerinle mi anımsatmak zorundasın adamcağızı?


Yorum bırakın